Shakky
Kültür Bakanı
- Katılım
- 11 Temmuz 2026
- Mesajlar
- 2,055
- Tepkime puanı
- 2,265
- Konu Yazar
- #1
Aynalar, Yüzler ve Tanrı’nın Sessizliği: Ingmar Bergman Sineması
İnsan ruhunun en karanlık labirentlerine inen, inançla kuşku arasındaki o ince çizgide gezinen, sessizliği, aynaları ve insan yüzünü birer ifade aracına dönüştüren sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden biri: Ingmar Bergman.
Eğer sinemada yalnızca eğlenceli bir seyirlik değil; varoluşsal bir sorgulama, psikolojik bir derinlik, tiyatro felsefesiyle harmanlanmış bir görsel şiir ve insan yüzünün anatomisini arıyorsanız, Bergman sineması sizin sığınacağınız en sarsıcı limanlardan biridir. Gelin bu İsveçli ustanın içsel ve büyüleyici dünyasına yakından bakalım.
Ingmar Bergman Kimdir?
Ingmar Bergman (14 Temmuz 1918 – 30 Temmuz 2007), tiyatro kökenli disiplinini sinemaya taşıyarak insan psikolojisini, varoluşsal kaygıları, inanç krizlerini ve insan ilişkilerinin en kırılgan noktalarını kameraya aktaran İsveçli yönetmen, senarist ve tiyatro yönetmenidir.
Onu sinema dünyasında benzersiz kılan özelliklerden biri, karakterlerin iç dünyalarını yalnızca diyaloglarla değil; yüzler, sessizlikler, ışık, gölgeler, aynalar ve mekânlar aracılığıyla görünür hale getirmesidir.
Bergman'ın sinemasında;
• Yakın Çekimler ve İnsan Yüzü
Bergman'ın sinemasında insan yüzü başlı başına bir anlatı aracıdır. Özellikle efsanevi görüntü yönetmeni Sven Nykvist ile yaptığı çalışmalarda yakın çekimler, karakterlerin söyleyemedikleri duyguları ve içsel kırılmaları görünür hale getirir.
Bergman için yüz yalnızca bir portre değildir; korkunun, arzunun, suçluluğun, yalnızlığın ve kimlik krizinin üzerinde okunabildiği bir sinematografik alandır.
• Sessizlik ve Tanrı'nın Sessizliği
Bergman'ın karakterleri sık sık Tanrı'ya, kendi vicdanlarına veya hayatın anlamına cevap arayan sorular yöneltir. Ancak çoğu zaman karşılarına çıkan şey bir cevap değil, sessizliktir.
Özellikle Through a Glass Darkly, Winter Light ve The Silence filmlerinde Tanrı'nın varlığı, yokluğu ve insanın Tanrı'dan cevap alamaması temel meselelerden biridir.
Bergman'da sessizlik yalnızca konuşmanın yokluğu değildir. Bazen karakterlerin söyleyemediği şeylerin kendisidir.
• Aynalar ve Bölünmüş Benlik
Bergman'ın sinemasında yüzler, yansımalar ve aynalar sıklıkla kimlik sorunlarıyla ilişkilendirilir. Özellikle Persona gibi filmlerde karakterlerin yüzlerinin birbirine karışması, birey ile öteki arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesini temsil eder.
Ayna burada yalnızca fiziksel bir nesne değil; insanın kendisine bakması, kendi kimliğini sorgulaması ve karşısındaki kişide kendinden bir parça bulması için kullanılan bir görsel araçtır.
• Kadın Karakterler ve Oyuncu Kadrosu
Bergman, sinema tarihinin en güçlü kadın karakterlerinden bazılarını yaratmıştır. Bibi Andersson, Liv Ullmann, Ingrid Thulin, Harriet Andersson ve Eva Dahlbeck gibi oyuncularla uzun yıllar çalışmış; ayrıca Erland Josephson, Gunnar Björnstrand ve Max von Sydow gibi isimleri de filmlerinde tekrar tekrar kullanmıştır.
Özellikle kadınlar arasındaki yakınlık, rekabet, bastırılmış arzular, annelik, cinsellik, kimlik ve iletişimsizlik gibi meseleleri son derece yoğun bir psikolojik derinlikle ele almıştır.
• Tiyatro, Rüya ve Gerçeklik
Bergman'ın tiyatro kökeni sinemasının dramatik yapısında açıkça görülür. Ancak onun dünyasında tiyatro ile gerçek hayat arasındaki sınırlar da sürekli olarak sorgulanır.
Özellikle Persona, Hour of the Wolf, Wild Strawberries ve Fanny and Alexander gibi filmlerinde rüya, anı, fantezi ve gerçeklik arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşır.
Bergman'ın sinemasında zaman her zaman doğrusal değildir; geçmiş, şimdi ve bilinçaltı aynı anlatı içerisinde birbirine karışabilir.
Tanrı'nın Sessizliği Üçlemesi
Bergman'ın sinemasında Tanrı'nın varlığı, yokluğu ve insanın cevap arayışı özellikle üç filmde yoğunlaşır:
- Through a Glass Darkly (1961)
- Winter Light (1963)
- The Silence (1963)
Bu üç film sonradan “Tanrı'nın Sessizliği Üçlemesi” olarak birlikte anılmıştır.
İlk filmde Tanrı kavramı psikolojik ve metafizik bir deneyim üzerinden ele alınırken, Winter Light doğrudan inanç krizine odaklanır. The Silence ise Tanrı'nın ve anlamın neredeyse tamamen geri çekildiği, iletişimsizliğin ve yabancılaşmanın hâkim olduğu bir dünyaya dönüşür.
Bergman'ın sinemasındaki Tanrı sorusunu anlamak isteyenler için bu üç film oldukça önemli bir başlangıç noktasıdır.
Bergman Sinemasının Temel Yapı Taşları
• Yüzlerin Birbirine Karışması
Özellikle Persona'da Bergman, Alma ve Elisabet'in yüzlerini üst üste bindirerek iki karakterin kimliklerinin birbirine karıştığı hissini yaratır.
Yüz burada yalnızca bir portre değil; benliğin parçalanmasını ve birey ile öteki arasındaki sınırların ortadan kalkmasını temsil eden görsel bir araca dönüşür.
• Sessizlik ve İletişimsizlik
Bergman'ın karakterleri çoğu zaman konuşmak ister fakat gerçek anlamda iletişim kuramazlar.
Bazen konuşmamak, konuşmaktan daha fazla şey anlatır. Bu nedenle Bergman'ın sessizlikleri, filmlerindeki diyaloglar kadar önemlidir.
• Ölüm ve Varoluş
Ölüm Bergman'ın sinemasında yalnızca hikâyenin sonunda gerçekleşen bir olay değildir.
Karakterlerin nasıl yaşadıklarını, neden yaşadıklarını ve hayatlarının anlamlı olup olmadığını sorgulamalarına neden olan sürekli bir varoluşsal tehdittir.
• İnanç, Kuşku ve Tanrı
Bergman'ın kişisel yaşamında ve sinemasında dini meselelerin önemli bir yeri vardır. Ancak filmleri basit biçimde “Tanrı vardır” veya “Tanrı yoktur” sonucuna ulaşmaz.
Asıl mesele çoğu zaman insanın cevap alamamasına rağmen sormaya devam etmesidir.
• İnsan İlişkilerinin Karanlık Yüzü
Aşk, evlilik, aile, cinsellik ve arkadaşlık Bergman'da romantik kavramlar olmaktan çıkar; kıskançlık, bağımlılık, manipülasyon, yalnızlık ve iletişimsizlikle birlikte ele alınır.
İnsanların birbirlerine yaklaşmak istemelerine rağmen birbirlerine gerçekten ulaşamamaları, Bergman sinemasının en temel trajedilerinden biridir.
Bergman'ın Sinema Tarihindeki Etkisi
Bergman yalnızca İsveç sinemasının değil, dünya sinemasının en etkili yönetmenlerinden biridir.
Woody Allen, Andrei Tarkovsky, Stanley Kubrick ve Darren Aronofsky gibi yönetmenler Bergman'ın sinemasından önemli ölçüde etkilenmiş veya onu önemli bir ilham kaynağı olarak görmüşlerdir.
Özellikle insan psikolojisi, varoluşsal kaygı, kimlik, ölüm, inanç ve gerçeklik arasındaki sınırları sinemanın merkezine taşıması, sonraki kuşakların auteur sinemasını büyük ölçüde etkilemiştir.
Bergman'ın filmlerinde büyük savaşlar, devasa aksiyon sahneleri veya karmaşık fantastik dünyalar görmek zorunda değilsiniz.
Bazen yalnızca bir odada oturan iki insanın yüzü vardır. Ve o iki yüzün arasındaki sessizlik, koca bir evrenden daha fazla şey anlatabilir.
Mutlaka İzlenmesi Gereken En Önemli Filmleri
1. The Seventh Seal (Yedinci Mühür – 1957)
Sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine ev sahipliği yapan film.
Haçlı Seferleri'nden dönen şövalye Antonius Block'un, ölümün kendisiyle karşılaşması ve hayatını biraz daha uzatabilmek için onunla satranç oynamaya başlaması üzerinden ilerler.
Ölüm, inanç, Tanrı'nın sessizliği, yaşamın anlamı ve insanın bilinmeyen karşısındaki korkusu filmin merkezindedir.
Bergman'ın sinemasının en tanınabilir sembollerini tek bir filmde bulabileceğiniz eserlerden biridir.
2. Persona (1966)
Bergman'ın sinemasının belki de en deneysel ve en çok yorumlanan eserlerinden biri.
Ünlü tiyatro oyuncusu Elisabet Vogler, bir anda konuşmayı bırakır. Kendisine bakmakla görevlendirilen hemşire Alma ile birlikte izole bir sahil evine gönderilirler.
Zamanla iki kadının ilişkisi giderek daha karmaşık hale gelir; kişilikler, anılar, arzular ve kimlikler birbirine karışmaya başlar.
Bergman burada yalnızca iki karakterin psikolojisini değil, sinemanın kendisini de sorgular.
Filmin ikonik yüz görüntüleri, ışık kullanımı ve anlatının giderek gerçeklikten kopması, Persona'yı modern sinemanın en çok analiz edilen filmlerinden biri haline getirmiştir.
3. Wild Strawberries (Yaban Çilekleri – 1957)
Yaşlı profesör Isak Borg, fahri doktora törenine katılmak üzere çıktığı yolculuk sırasında geçmişiyle, pişmanlıklarıyla, çocukluğuyla ve kendi hayatındaki duygusal eksikliklerle yüzleşmeye başlar.
Rüyalar, anılar ve gerçeklik birbirine karışırken Borg, hayatını yeniden değerlendirmek zorunda kalır.
Wild Strawberries, Bergman'ın en karanlık filmlerinden farklı olarak yaşlanma, yalnızlık, pişmanlık ve ölüm korkusunun yanında insanın değişme ve geçmişiyle barışma ihtimaline de yer verir.
4. Cries and Whispers (Çığlıklar ve Fısıltılar – 1972)
Ölüm döşeğindeki Agnes ve ona eşlik eden iki kız kardeşinin geçmişleri, bastırılmış duyguları ve birbirleriyle olan karmaşık ilişkileri üzerinden ilerleyen son derece yoğun bir psikolojik dram.
Filmin neredeyse tamamına hâkim olan kırmızı renk, yalnızca estetik bir tercih değildir; ölüm, beden, acı, tutku ve ruhsal sıkışmışlıkla ilişkilendirilen güçlü bir görsel motiftir.
Sven Nykvist'in ışık ve gölge kullanımıyla birleşen kırmızı iç mekânlar, Cries and Whispers'ı Bergman'ın görsel açıdan en çarpıcı filmlerinden biri haline getirir.
5. Winter Light (Kış Işığı – 1963)
Bergman'ın Tanrı, inanç ve sessizlik üzerine en doğrudan filmlerinden biri.
Küçük bir İsveç kasabasında görev yapan papaz Tomas Ericsson, kendi inanç krizinin ortasında cemaatine hizmet etmeye çalışır.
Ancak Tanrı'ya duyduğu inanç giderek zayıflamış; dünyadaki acı ve kötülük karşısında cevap bulamaz hale gelmiştir.
Film, Tanrı'nın varlığı kadar Tanrı'nın sessizliği üzerine de kuruludur.
Son derece sade, soğuk ve katı anlatımıyla Bergman'ın varoluşsal sinemasının en saf örneklerinden biridir.
İnsan ruhunun en karanlık labirentlerine inen, inançla kuşku arasındaki o ince çizgide gezinen, sessizliği, aynaları ve insan yüzünü birer ifade aracına dönüştüren sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden biri: Ingmar Bergman.
Eğer sinemada yalnızca eğlenceli bir seyirlik değil; varoluşsal bir sorgulama, psikolojik bir derinlik, tiyatro felsefesiyle harmanlanmış bir görsel şiir ve insan yüzünün anatomisini arıyorsanız, Bergman sineması sizin sığınacağınız en sarsıcı limanlardan biridir. Gelin bu İsveçli ustanın içsel ve büyüleyici dünyasına yakından bakalım.
Ingmar Bergman (14 Temmuz 1918 – 30 Temmuz 2007), tiyatro kökenli disiplinini sinemaya taşıyarak insan psikolojisini, varoluşsal kaygıları, inanç krizlerini ve insan ilişkilerinin en kırılgan noktalarını kameraya aktaran İsveçli yönetmen, senarist ve tiyatro yönetmenidir.
Onu sinema dünyasında benzersiz kılan özelliklerden biri, karakterlerin iç dünyalarını yalnızca diyaloglarla değil; yüzler, sessizlikler, ışık, gölgeler, aynalar ve mekânlar aracılığıyla görünür hale getirmesidir.
Bergman'ın sinemasında;
• Yakın Çekimler ve İnsan Yüzü
Bergman'ın sinemasında insan yüzü başlı başına bir anlatı aracıdır. Özellikle efsanevi görüntü yönetmeni Sven Nykvist ile yaptığı çalışmalarda yakın çekimler, karakterlerin söyleyemedikleri duyguları ve içsel kırılmaları görünür hale getirir.
Bergman için yüz yalnızca bir portre değildir; korkunun, arzunun, suçluluğun, yalnızlığın ve kimlik krizinin üzerinde okunabildiği bir sinematografik alandır.
• Sessizlik ve Tanrı'nın Sessizliği
Bergman'ın karakterleri sık sık Tanrı'ya, kendi vicdanlarına veya hayatın anlamına cevap arayan sorular yöneltir. Ancak çoğu zaman karşılarına çıkan şey bir cevap değil, sessizliktir.
Özellikle Through a Glass Darkly, Winter Light ve The Silence filmlerinde Tanrı'nın varlığı, yokluğu ve insanın Tanrı'dan cevap alamaması temel meselelerden biridir.
Bergman'da sessizlik yalnızca konuşmanın yokluğu değildir. Bazen karakterlerin söyleyemediği şeylerin kendisidir.
• Aynalar ve Bölünmüş Benlik
Bergman'ın sinemasında yüzler, yansımalar ve aynalar sıklıkla kimlik sorunlarıyla ilişkilendirilir. Özellikle Persona gibi filmlerde karakterlerin yüzlerinin birbirine karışması, birey ile öteki arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesini temsil eder.
Ayna burada yalnızca fiziksel bir nesne değil; insanın kendisine bakması, kendi kimliğini sorgulaması ve karşısındaki kişide kendinden bir parça bulması için kullanılan bir görsel araçtır.
• Kadın Karakterler ve Oyuncu Kadrosu
Bergman, sinema tarihinin en güçlü kadın karakterlerinden bazılarını yaratmıştır. Bibi Andersson, Liv Ullmann, Ingrid Thulin, Harriet Andersson ve Eva Dahlbeck gibi oyuncularla uzun yıllar çalışmış; ayrıca Erland Josephson, Gunnar Björnstrand ve Max von Sydow gibi isimleri de filmlerinde tekrar tekrar kullanmıştır.
Özellikle kadınlar arasındaki yakınlık, rekabet, bastırılmış arzular, annelik, cinsellik, kimlik ve iletişimsizlik gibi meseleleri son derece yoğun bir psikolojik derinlikle ele almıştır.
• Tiyatro, Rüya ve Gerçeklik
Bergman'ın tiyatro kökeni sinemasının dramatik yapısında açıkça görülür. Ancak onun dünyasında tiyatro ile gerçek hayat arasındaki sınırlar da sürekli olarak sorgulanır.
Özellikle Persona, Hour of the Wolf, Wild Strawberries ve Fanny and Alexander gibi filmlerinde rüya, anı, fantezi ve gerçeklik arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşır.
Bergman'ın sinemasında zaman her zaman doğrusal değildir; geçmiş, şimdi ve bilinçaltı aynı anlatı içerisinde birbirine karışabilir.
Bergman'ın sinemasında Tanrı'nın varlığı, yokluğu ve insanın cevap arayışı özellikle üç filmde yoğunlaşır:
- Through a Glass Darkly (1961)
- Winter Light (1963)
- The Silence (1963)
Bu üç film sonradan “Tanrı'nın Sessizliği Üçlemesi” olarak birlikte anılmıştır.
İlk filmde Tanrı kavramı psikolojik ve metafizik bir deneyim üzerinden ele alınırken, Winter Light doğrudan inanç krizine odaklanır. The Silence ise Tanrı'nın ve anlamın neredeyse tamamen geri çekildiği, iletişimsizliğin ve yabancılaşmanın hâkim olduğu bir dünyaya dönüşür.
Bergman'ın sinemasındaki Tanrı sorusunu anlamak isteyenler için bu üç film oldukça önemli bir başlangıç noktasıdır.
• Yüzlerin Birbirine Karışması
Özellikle Persona'da Bergman, Alma ve Elisabet'in yüzlerini üst üste bindirerek iki karakterin kimliklerinin birbirine karıştığı hissini yaratır.
Yüz burada yalnızca bir portre değil; benliğin parçalanmasını ve birey ile öteki arasındaki sınırların ortadan kalkmasını temsil eden görsel bir araca dönüşür.
• Sessizlik ve İletişimsizlik
Bergman'ın karakterleri çoğu zaman konuşmak ister fakat gerçek anlamda iletişim kuramazlar.
Bazen konuşmamak, konuşmaktan daha fazla şey anlatır. Bu nedenle Bergman'ın sessizlikleri, filmlerindeki diyaloglar kadar önemlidir.
• Ölüm ve Varoluş
Ölüm Bergman'ın sinemasında yalnızca hikâyenin sonunda gerçekleşen bir olay değildir.
Karakterlerin nasıl yaşadıklarını, neden yaşadıklarını ve hayatlarının anlamlı olup olmadığını sorgulamalarına neden olan sürekli bir varoluşsal tehdittir.
• İnanç, Kuşku ve Tanrı
Bergman'ın kişisel yaşamında ve sinemasında dini meselelerin önemli bir yeri vardır. Ancak filmleri basit biçimde “Tanrı vardır” veya “Tanrı yoktur” sonucuna ulaşmaz.
Asıl mesele çoğu zaman insanın cevap alamamasına rağmen sormaya devam etmesidir.
• İnsan İlişkilerinin Karanlık Yüzü
Aşk, evlilik, aile, cinsellik ve arkadaşlık Bergman'da romantik kavramlar olmaktan çıkar; kıskançlık, bağımlılık, manipülasyon, yalnızlık ve iletişimsizlikle birlikte ele alınır.
İnsanların birbirlerine yaklaşmak istemelerine rağmen birbirlerine gerçekten ulaşamamaları, Bergman sinemasının en temel trajedilerinden biridir.
Bergman yalnızca İsveç sinemasının değil, dünya sinemasının en etkili yönetmenlerinden biridir.
Woody Allen, Andrei Tarkovsky, Stanley Kubrick ve Darren Aronofsky gibi yönetmenler Bergman'ın sinemasından önemli ölçüde etkilenmiş veya onu önemli bir ilham kaynağı olarak görmüşlerdir.
Özellikle insan psikolojisi, varoluşsal kaygı, kimlik, ölüm, inanç ve gerçeklik arasındaki sınırları sinemanın merkezine taşıması, sonraki kuşakların auteur sinemasını büyük ölçüde etkilemiştir.
Bergman'ın filmlerinde büyük savaşlar, devasa aksiyon sahneleri veya karmaşık fantastik dünyalar görmek zorunda değilsiniz.
Bazen yalnızca bir odada oturan iki insanın yüzü vardır. Ve o iki yüzün arasındaki sessizlik, koca bir evrenden daha fazla şey anlatabilir.
Mutlaka İzlenmesi Gereken En Önemli Filmleri
1. The Seventh Seal (Yedinci Mühür – 1957)
Sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine ev sahipliği yapan film.
Haçlı Seferleri'nden dönen şövalye Antonius Block'un, ölümün kendisiyle karşılaşması ve hayatını biraz daha uzatabilmek için onunla satranç oynamaya başlaması üzerinden ilerler.
Ölüm, inanç, Tanrı'nın sessizliği, yaşamın anlamı ve insanın bilinmeyen karşısındaki korkusu filmin merkezindedir.
Bergman'ın sinemasının en tanınabilir sembollerini tek bir filmde bulabileceğiniz eserlerden biridir.
2. Persona (1966)
Bergman'ın sinemasının belki de en deneysel ve en çok yorumlanan eserlerinden biri.
Ünlü tiyatro oyuncusu Elisabet Vogler, bir anda konuşmayı bırakır. Kendisine bakmakla görevlendirilen hemşire Alma ile birlikte izole bir sahil evine gönderilirler.
Zamanla iki kadının ilişkisi giderek daha karmaşık hale gelir; kişilikler, anılar, arzular ve kimlikler birbirine karışmaya başlar.
Bergman burada yalnızca iki karakterin psikolojisini değil, sinemanın kendisini de sorgular.
Filmin ikonik yüz görüntüleri, ışık kullanımı ve anlatının giderek gerçeklikten kopması, Persona'yı modern sinemanın en çok analiz edilen filmlerinden biri haline getirmiştir.
3. Wild Strawberries (Yaban Çilekleri – 1957)
Yaşlı profesör Isak Borg, fahri doktora törenine katılmak üzere çıktığı yolculuk sırasında geçmişiyle, pişmanlıklarıyla, çocukluğuyla ve kendi hayatındaki duygusal eksikliklerle yüzleşmeye başlar.
Rüyalar, anılar ve gerçeklik birbirine karışırken Borg, hayatını yeniden değerlendirmek zorunda kalır.
Wild Strawberries, Bergman'ın en karanlık filmlerinden farklı olarak yaşlanma, yalnızlık, pişmanlık ve ölüm korkusunun yanında insanın değişme ve geçmişiyle barışma ihtimaline de yer verir.
4. Cries and Whispers (Çığlıklar ve Fısıltılar – 1972)
Ölüm döşeğindeki Agnes ve ona eşlik eden iki kız kardeşinin geçmişleri, bastırılmış duyguları ve birbirleriyle olan karmaşık ilişkileri üzerinden ilerleyen son derece yoğun bir psikolojik dram.
Filmin neredeyse tamamına hâkim olan kırmızı renk, yalnızca estetik bir tercih değildir; ölüm, beden, acı, tutku ve ruhsal sıkışmışlıkla ilişkilendirilen güçlü bir görsel motiftir.
Sven Nykvist'in ışık ve gölge kullanımıyla birleşen kırmızı iç mekânlar, Cries and Whispers'ı Bergman'ın görsel açıdan en çarpıcı filmlerinden biri haline getirir.
5. Winter Light (Kış Işığı – 1963)
Bergman'ın Tanrı, inanç ve sessizlik üzerine en doğrudan filmlerinden biri.
Küçük bir İsveç kasabasında görev yapan papaz Tomas Ericsson, kendi inanç krizinin ortasında cemaatine hizmet etmeye çalışır.
Ancak Tanrı'ya duyduğu inanç giderek zayıflamış; dünyadaki acı ve kötülük karşısında cevap bulamaz hale gelmiştir.
Film, Tanrı'nın varlığı kadar Tanrı'nın sessizliği üzerine de kuruludur.
Son derece sade, soğuk ve katı anlatımıyla Bergman'ın varoluşsal sinemasının en saf örneklerinden biridir.
Ingmar Bergman Filmografisi;Erken Dönem ve İlk Filmler(1946-1953)
- 1946: Crisis (Kris)
- 1947: It Rains on Our Love (Det regnar på vår kärlek)
- 1947: A Ship Bound for India (Skepp till India land)
- 1948: Music in Darkness (Musik i mörker)
- 1948: Port of Call (Hamnstad)
- 1949: Prison
- 1949: Thirst
- 1950: To Joy (Till glädje)
- 1950: This Can't Happen Here (Sånt händer inte här)
- 1951: Summer Interlude (Sommarlek)
- 1952: Waiting Women (Kvinnors väntan)
- 1953: Sawdust and Tinsel (Gycklarnas afton)
- 1953: Summer with Monika
- 1953: A Lesson in Love (En lektion i kärlek)
- 1954: Dreams (Kvinnodröm)
- 1955: Smiles of a Summer Night (Sommarnattens leende)
- 1960: The Devil's Eye (Djävulens öga)
- 1957: The Seventh Seal (Det sjunde inseglet)
- 1957: Wild Strawberries (Smultronstället)
- 1958: Brink of Life (Nära livet)
- 1959: The Magician (Ansiktet)
- 1960: The Virgin Spring (Jungfrukällan)
- 1961: Through a Glass Darkly (Såsom i en spegel)
- 1963: Winter Light (Nattvardsgästerna)
- 1963: The Silence (Tystnaden)
- 1964: All These Women (För att inte tala om alla dessa kvinnor)
- 1966: Persona
- 1968: Hour of the Wolf (Vargtimmen)
- 1968: Shame (Skammen)
- 1969: The Passion of Anna (En passion)
- 1971: The Touch (Beröringen)
- 1972: Cries and Whispers (Viskningar och rop)
- 1973: Scenes from a Marriage (Scener ur ett äktenskap)
- 1973: Cries and Whispers (Viskningar och rop)
- 1976: Face to Face (Ansikte mot ansikte)
- 1977: The Serpent's Egg (Ormens ägg)
- 1978: Autumn Sonata (Höstsonaten)
- 1980: From the Life of the Marionettes (Aus dem Leben der Marionetten)
- 1982: Fanny and Alexander (Fanny och Alexander)
Son düzenleme:
