Topluluğumuza Katıl!

Üye olarak sen de tartışmalara katılabilir, kendi paylaşımlarını yapabilirsin!

Hemen Katıl

John Cassavetes

Millennium Wizard

⭐⭐⭐⭐⭐
Doflamingo Lobisi
Doflamingo Lobisi
Katılım
4 Temmuz 2025
Mesajlar
1,099
Tepkime puanı
1,927

-Tamamen alıntıdır. ( gülenay börekçi )​

John Cassavetes, New York’un neon ışıkları ve gökdelenlerden ibaret olmadığını gösteren küçük bütçeli minimalist filmlerin yaratıcısıydı. Kendi üslubunu yarattıktan sonra bir yapımcıya değil sadece seyirciye hesap vermek için kendi mafyasını kurmuştu. Nasıl mı? Okuyalım…​

John-Cassavetes-Egoist-Okur-copy-scaled.jpg


John Cassavetes: “Kendi mafyasını kuran” harikulade bir yönetmen​

John Cassavetes, 9 Aralık 1929’da New York’ta doğdu. Yunan bir ailenin çocuğuydu. Üniversiteyi bitirdikten sonra New York Academy of Dramatic Arts’a devam etti. 1950’de mezun olduktan sonra bir süre küçük tiyatro topluluklarında aktörlük yaptı.​


John Cassavetes, 1956’da Manhattan’daki bir workshop’ta Lee Strasberg’ün Actor’s Studio’da yarattığı metot oyunculuğu eğitimleri vermeye başladı. Genç öğrencileriyle çalışırken onların doğaçlama performanslarının sinemaya çok yakışacağını ve filmlerin seyircide yarattığı yapaylık duygusunu ortadan kaldıracağını düşünerek bir proje geliştirdi. Radyo programcısı Jean Shephard da vakit kaybetmeden bir canlı yayın sırasında bu projeyi dinleyicilere anlatarak onlara, Cassavetes’in ilk filminin prodüktörü olmalarını teklif etti. İsteyen herkes, gücünün yettiği miktarda para gönderecek, elde edilen gelir de çekimler için harcanacaktı; böylece Hollywood sistemine bir alternatif oluşturmak mümkün olabilecekti. Birkaç gün içinde 20 bin dolar toplandı. Buna yakın bir tutar da Cassavetes’in gösteri dünyasının çeşitli alanlarında çalışan arkadaşlanndan temin edildi ve böylece Shadows'un çekimleri başladı. Yıl 1959’du ve Patreon falan gibi crowdsourcing platformları henüz ortada yoktu.​


Not : Bu radyo olayının detayları ise şu şekilde :

Cassavetes, oyunculuk yaptığı Edge of the City filminden övgüyle bahsedildiğinde, filmin yönetmeni Martin Ritt'ten daha iyi bir iş çıkarabileceğini söyledi.

John Cassavetes, konuk olduğu bir radyo programında rol aldığı Edge of the City (1957) filmini eleştirip daha iyisini çekebileceğini iddia etti. “O kadar da iyi bir film olmadı, ben daha iyisini çekebilirim” karşılığını verdi ve o ünlü iddiayı dile getirdi: “Eğer şu an beni dinleyen herkes bir ya da iki dolar gönderirse, insanlara dair bir film çekeceğim”. Dinleyicilerden film yapımı için 1'er dolar isteyerek 2.000 dolar topladı. Bu bütçeyle Amerikan bağımsız sinemasının dönüm noktası olan ilk filmi Shadows’u çekti.





Bu anlamda Cassavetes’ı indie sinemanın babası saymak mümkün. İki yıl süren çekimlerin sonunda çıkan filmde, alışılmış biçimiyle bir senaryo yoktu, sadece olayların gidişatı ve ana çizgi belirlenmişti ama diyaloglar doğaçlama oluşturulmuştu. Ayrıca finale ilişkin hiçbir şey önceden belirlenmemişti. 16 mm el kamerasıyla çekilen filmin müzikleri, büyük caz ustası Charles Mingus tarafından bestelenmişti ama dış ses olarak kullanılmayıp ortamda canlı icra edildiği için seyircide uyandırdığı “cinema verite” duygusu iyice güçlenmişti.​


Shadows Amerikalı dağıtımcıların hiç ilgisini çekmedi ama Avrupalı dağıtımcılar, 1960’da Venedik Film Festivali’nde Eleştirmenler Özel Ödülü kazanan filme hayran kaldılar. 1961’de ABD’de gösterime girdiğinde dağıtımcı bir Ingiliz firmaydı.​

Cassavetes, bu ilginç “kendi filmini kendin yap” usulünü şöyle anlattı: “Kendi Mafya’mı kurdum. Demek istediğim, bir gün dizimden vurulduğumu görürseniz bilin ki bunu ben kendim yapmışımdır.”​

1970’li ve ‘80’li yıllarda Cassevetes filmlerini bağımsız olarak ya da alçakgönüllü firmalar için üretmeyi sürdürdü. Bu dönemin ürünleri, filmleriyse tamamen kendi parasıyla çekti. (Filmlerinin önemli özelliklerinden biri, hikayelerin daima New York’ta geçmesi, ikincisi de eşi Gena Rowlands ve Peter Falk, Ben Gazzara gibi oyunculardan oluşan değişmez bir kadroyla çalışmasıydı.)​


Son röportajlarından birinde niçin sinema yaptığını şöyle anlatmıştı: “Trajik şeyler oluyor bu ülkede, insanlar en geç 21 yaşında ölüyorlar… Demek istediğim fiziksel olarak ölmeseler bile duygusal olarak ölüyorlar. Bir sanatçı olarak benim sorumluluğum, insanların ayakta kalabilmelerini, hiç değilse 21 yaşını dolduracak kadar yaşayabilmelerini sağlamak. Bana kalırsa film adını verdiğimiz şeyler, hiçlikten ve acıdan kurtulmanın mümkün olduğu duygusal ve entelektüel topraklarda yolunuzu bulmanızı sağlayan birer harita.”​


Kendi sözleriyle​

“Arzusu başarı olmayan herhangi biriyle çalışabilirim”​

“Arzusu başarı olmayan herhangi biriyle çalışabilirim. Mesela caz müzisyenleri… Ellerinde şu küçük metal silahlar vardır ama ateş etmezler. Bir yere gittikleri de yoktur. Tek istedikleri sahneye çıktıkları ‘o gece’dir. Küçük çocuklar gibi sadece bununla mutlu olabilirler.”​

“Filmlerdeki acı gerçek hayattakiyle karşılaştırılamaz bile”​

“Filmlerimin acı verici olduğunu söylediklerinde, ‘Aman Allahım,’ diye düşünüyorum, ‘Gerçek acının ne olduğunu biliyorum ben, o bundan çok başka bir şey. Filmlerdeki acı gerçek hayattakiyle karşılaştırılamaz bile. Biz sinemacılar her şeyi romantize edip yumuşatıyoruz. Aksi takdirde kim niçin sinemaya gitsin ki?”​

“Kim birine bakıp onun sarhoş ya da âşık olduğunu söyleyebilir ki?”​

“Oyuncu yöneten sinemacılardan değilim. Senaryoda bir karakterimin sarhoş olduğunu yazmam. Masaya bir şişe koyarım ve gerisini oyuncuya bırakırım. Beklerim. Şişenin içindekini içerse sarhoş da olacaktır. Nasıl sarhoş olacağını söylemek benim işim değil. Hem kim birine bakıp onun sarhoş ya da âşık olduğunu söyleyebilir ki? Hayatta bazı şeylerin tek bir biçimi yoktur.”​

“Sanatçı her şeyi riske atabilmeli, başarısız olmaya hatta kötü olmaya cesaret etmeli”​

“Çoğu insan ne istediğinin, ne hissettiğinin farkında değildir. Ayrıca bana kalırsa, dünyadaki en zor şey, kendinizi ifade etmek, ruhunuzdakileri açmak, mecbur olduğunuz şeyi her şeye rağmen söylemektir. Biz sanatçıların işi de zaten tam olarak budur. Bir sanatçı olarak, pek çok şeyi denemek zorunda olduğumuza inanıyorum. Ama hepsinden öte, bir şeyi olanca bütünlüğüyle ifade edebilmek için sahip olduklarımızı riske atabilmeli, başarısız hatta kötü olmaya cesaret etmeliyiz.”​

“Birine güldüğünüzde onunla aranızla bir bağlantı kurulmuş olur, güldüğünüz kişi hoşlanabileceğiniz kişidir”​

“İnsanlar canları neye istiyorsa ona gülebilirler. Bana da gülebilirler. Niçin gülmesinler ki? Bir yakınım öldügünde bile gülebilirim ben. İçimden geleni yapmalıyım. Nasıl hissedeceğimi başkalarından öğrenecek değilim. Gülmek sağlıklı bir ruh halidir, insanların başka insanlara niçin gülmediğini düşündünüz mü? Çünkü kendileri pek yüksek, pek erişilmezdir. Birine güldüğünüzde onunla aranızla bir bağlantı kurulmuş olur. Bilirsiniz ki güldüğünüz kişi hoşlanabileceğiniz kişidir. Arkadaşlarınızla toplandığınızda birbirinizle dalga geçer, bol bol gülersiniz. Düşmanınızla bir araya geldiğinizdeyse, mümkün değil şekerim, gülmezsiniz.”​

 
filmlerinde doğaçlama oyunculuk ve diyalogların etkisi büyük. ama bu öyle bişey ki yenilikçi, rahatsız edici orjinallikte. daha çok şu izlenime kapılıyorum sanki karakterlerin/oyuncuların arasında görünmez bir ip var ve histerik duygu devinimleri birbirlerini tetikliyor gibi. özellikle faces filminde bunu hissettim. severiz kendisini.
 
filmlerinde doğaçlama oyunculuk ve diyalogların etkisi büyük. ama bu öyle bişey ki yenilikçi, rahatsız edici orjinallikte. daha çok şu izlenime kapılıyorum sanki karakterlerin/oyuncuların arasında görünmez bir ip var ve histerik duygu devinimleri birbirlerini tetikliyor gibi. özellikle faces filminde bunu hissettim. severiz kendisini.
Garip bir yaşanmışlık, sahicilik, gerçek duygusu var filmlerinde.Hepsini de yakın plandan seyiriciye geçiriyor.Çok fazla filmi yok ama kendi çabasıyla çektiği ticari olmayan filmler inanılmaz.Faces filmini kendi evinde çekmiş mesela. Geçenlerde @Invictus Vol. 3 bana Çinli bir bahisçinin ölümü gibi film var mı diye sordu.Film aklından çıkmamış sanırım.Diğer filmleri hariç benzeyeni biraz zor bulursun.
 
Garip bir yaşanmışlık, sahicilik, gerçek duygusu var filmlerinde.Hepsini de yakın plandan seyiriciye geçiriyor.Çok fazla filmi yok ama kendi çabasıyla çektiği ticari olmayan filmler inanılmaz.Faces filmini kendi evinde çekmiş mesela. Geçenlerde @Invictus Vol. 3 bana Çinli bir bahisçinin ölümü gibi film var mı diye sordu.Film aklından çıkmamış sanırım.Diğer filmleri hariç benzeyeni biraz zor bulursun.
invik benden de film önerisi listesi isterken aynısını dedi. işin üzücü tarafı the killing of a chinese books'u izlemedim ben hâlâ. erteledim bi tane güzel cassavetes filmi kalsın köşede diye öyle bi huyum var benim :ROFLMAO: bugün yarın izleyeyim bunu. ama dediğin gibi adamın tarzı özgün, benzerini kendi filmlerinde bulursun anca.
 
invik benden de film önerisi listesi isterken aynısını dedi. işin üzücü tarafı the killing of a chinese books'u izlemedim ben hâlâ. erteledim bi tane güzel cassavetes filmi kalsın köşede diye öyle bi huyum var benim :ROFLMAO: bugün yarın izleyeyim bunu. ama dediğin gibi adamın tarzı özgün, benzerini kendi filmlerinde bulursun anca.
Demek gerçekten etkilemiş. Bence şimdi izleme zamana bırak.Böyle şeylerin üstüne izleyince beklenti artıyor filmi başka gözle izliyorsun falan unuttuktan sonra aniden denk gelip izleyince kafa daha rahat olabiliyor.Bilemiyorum ben genelde bu tarz filmleri torrentten izlediğim için yeni sürüm paylaşıldığı sıra izliyorum kendim seçmekten daha iyi oluyor ne çıkarsa bahtına misali :) ( Tabii izlemeye layık gördüklerim arasından )
 
Tam bir kız düşürme yönetmeni. Kadın Etki Altında mı ne diye bi filmi vardı… Bi ara ne kadar adam tanıyorsam kadınların bu filme yazdıkları reviewları kovalıyorlardı.

Ha önemli bi yönetmendir. Dönemi için çok düşük bütçelerle, o bütçelerle hayal edilemeyecek derecede eli yüzü düzgün filmler çekmiştir. Fakat başka bi olayı yok. Şu Kadın Etki Altında mıdır nediri mutlaka izleyin Super Like gibi film. Ben izlemedim gerçi.

The Killing of a Chinese Bookie izledim galiba bi tek. Onu da çok sevmiştim çakal, sahtekar, at hırsızı karakterleri severim. Ama bu filmle kız düşüremezsiniz.
 
Tam bir kız düşürme yönetmeni. Kadın Etki Altında mı ne diye bi filmi vardı… Bi ara ne kadar adam tanıyorsam kadınların bu filme yazdıkları reviewları kovalıyorlardı.

Ha önemli bi yönetmendir. Dönemi için çok düşük bütçelerle, o bütçelerle hayal edilemeyecek derecede eli yüzü düzgün filmler çekmiştir. Fakat başka bi olayı yok. Şu Kadın Etki Altında mıdır nediri mutlaka izleyin Super Like gibi film. Ben izlemedim gerçi.

The Killing of a Chinese Bookie izledim galiba bi tek. Onu da çok sevmiştim çakal, sahtekar, at hırsızı karakterleri severim. Ama bu filmle kız düşüremezsiniz.
Yok hocam buna gelene kadar çok ponçik ve tatlış film var :D drama queen arıyordu herhalde senin gördüklerin. xD
 
Geri
Üst